Stockholm Sendromu, insan psikolojisinin en ilginç ve en karmaşık yanlarından biri. Bir mağdurun, kendisine zarar veren kişiye bağlanması, ona karşı güven ve sadakat geliştirmesi mantıksız gibi görünse de aslında belirli psikolojik mekanizmalara dayanıyor.
Bu sendrom, ilk kez 1973 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yaşanan bir banka soygunu sırasında gözlemlendi. Rehin alınan kişiler, günlerce soyguncularla birlikte vakit geçirdikten sonra polise değil, onları esir tutan suçlulara güven duymaya başladılar. Hatta mahkemede onların lehine ifade verdiler. O günden sonra psikoloji literatürüne “Stockholm Sendromu” olarak geçen bu durum, yalnızca rehinelerle sınırlı kalmayıp, istismar mağdurları, toksik ilişkiler içinde bulunan bireyler ve hatta bazı tarikat üyelerinde de gözlemlenebiliyor.
Peki, bir insan nasıl olur da kendisine zarar veren birine bağlanır? Bu durumun temelinde, hayatta kalma içgüdüsü yatıyor. Kişi, tehdit altında olduğunda kaçış imkânı yoksa saldırganla empati kurarak hayatta kalma şansını artırmaya çalışıyor. Beyin, stres altındayken bir tür savunma mekanizması geliştiriyor ve mağdur, saldırganın her küçük iyiliğini büyük bir lütuf olarak algılamaya başlıyor. Örneğin, fiziksel şiddet uygulayan birinin ardından mağduruna sıcak davranması, mağdurun bu davranışı bir şefkat göstergesi olarak değerlendirmesine neden olabiliyor.
Stockholm Sendromu’nun en çarpıcı örneklerinden biri, Amerikalı medya varisi Patty Hearst’ün hikâyesi. 1974 yılında bir gerilla örgütü tarafından kaçırılan Hearst, zamanla onlarla özdeşleşti, hatta örgütün bir üyesi olarak suçlara karıştı. Bu tür vakalar, mağdurun içinde bulunduğu psikolojik baskının ve manipülasyonun gücünü gösteriyor.
Bu sendromun ortaya çıkması için yalnızca fiziksel rehin alınma gerekmiyor. Duygusal esaret de benzer bir süreci tetikleyebilir. Toksik ilişkilerde, duygusal veya fiziksel şiddete maruz kalan bireyler, zamanla istismarcılarına bağımlı hale gelebiliyor. Bu bağımlılık, sevgiyle karıştırılabiliyor ve mağdur, ilişkiyi terk etmenin imkânsız olduğunu düşünebiliyor.
Stockholm Sendromu’ndan kurtulmak, profesyonel destek gerektiren bir süreç. Mağdurun, yaşadığı durumun farkına varması ve bu bağımlılığın sağlıksız olduğunu kabul etmesi gerekiyor. Ancak, uzun süreli manipülasyona maruz kalan bireyler için bu farkındalık, dışarıdan göründüğü kadar kolay gelişmiyor. Bu nedenle, istismara uğrayan kişilere anlayış ve destekle yaklaşmak, onları suçlamak yerine profesyonel yardım almaya teşvik etmek büyük önem taşıyor.
İnsan zihni, hayatta kalmak için karmaşık yollar geliştirebilir. Ancak bu yollar her zaman sağlıklı değildir. Stockholm Sendromu da, psikolojinin en şaşırtıcı ve bir o kadar da trajik örneklerinden biri olarak, insan doğasının ne denli esnek ve kırılgan olabileceğini gözler önüne seriyor.
