Sevda-Cenap And Müzik Vakfı tarafından düzenlenen festival, 4-30 Nisan tarihleri arasında klasik müzikten modern dansa, flamenkodan caza uzanan geniş yelpazesiyle başkenti sanatın ev sahibi yapacak.
11’den fazla ülkeden yaklaşık 250 sanatçı ve topluluğu ağırlayacak festival, sadece konserleriyle değil, aynı zamanda genç sanatçılara sunulan atölye çalışmaları, uluslararası iş birlikleri ve sanata bakışıyla da dikkat çekiyor. Festivalin açılışı, 4 Nisan Cuma akşamı Ankara Festival Orkestrası’nın sahne alacağı, dünyaca ünlü çellist Benedict Kloeckner’in solist olduğu konserle yapılacak.
39 YILLIK SANAT KÖPRÜSÜ
Festivalin bu uzun soluklu yolculuğunu ve Ankara’nın kültürel hayatına katkısını konuşmak üzere Sevda-Cenap And Müzik Vakfı Genel Sekreteri Pınar Alpay Yüksel ile bir araya geldik. 1985’te dönemin Dışişleri Bakanlığı ve devlet bürokrasisinin yönlendirmesiyle uluslararası kültürel etkinlikleri Türkiye’ye çekmek amacıyla başlatılan festivalin, bugün kültürel belleğimizde önemli bir yere sahip olduğunu belirten Yüksel, “Bu etkinlik, cumhuriyetin değerlerini temsil eden bir zincirdir. Sadece bir festival değil, aynı zamanda kültürün, dayanışmanın ve sanatın sürekliliğinin göstergesidir” dedi.
Festivalin Ankara ile kurduğu özel bağa da dikkat çeken Yüksel, bu bağı şu sözlerle özetledi:
“Ankara’nın kültürünü festivale ve kendime göre dört kelimeyle tanımlarım: Başkent, Kültürel Paylaşım, Cumhuriyet ve Demokrasi. Bu festival sadece müzik sunmaz, aynı zamanda Ankaralılık kültürünü de yaşatır.”
CUMHURİYET RUHUNUN YAŞATILDIĞI FESTİVAL
Ankara’nın sanatsal geleneğini hatırlatan Yüksel, geçmiş dönemlere dair çarpıcı bir tablo çizdi:
“Ankaralılar bir zamanlar operaya frakla, tuvaletle giderdi. Bu bir zorunluluk değildi, yaşamın doğal bir parçasıydı. Eski Ankara fotoğraflarına baktığınızda, müziğe, kültüre, emeğe verilen değeri görebilirsiniz. Erkeklerin bile dikiş nakış bildiği, üretimin her alanında incelikli bir anlayışın hakim olduğu bir dönemden bahsediyoruz. O kültür, bugünkü festivale ruh veren temeldir.”
Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın kurucuları arasında yer alan Tunalı Hilmi Bey’in kızı sayesinde, Çankaya ve Ankara kültürünün bu festivalin genlerine işlediğini belirten Yüksel, Cumhuriyetin ilk kültür kurumlarının da başkentte kurulduğunu hatırlatarak, “İlk Musiki Muallim Mektebi burada açıldı, Devlet Tiyatroları Ankara’da doğdu. Ankara, sadece siyasi başkent değil, aynı zamanda kültürün de başkentidir” dedi.
MÜZİKTE NİTELİĞİ ÖNCELEYEN YENİ DÖNEM
Festivalin geçmiş yıllarda 30’dan fazla etkinlikle gerçekleştirildiğini ancak son yıllarda bu sayının 15’e indirildiğini söyleyen Yüksel, bu tercihi bir gerileme değil, bir evrim olarak değerlendirdi:
“Müzik artık her yerde, herkesin cebinde. Youtube’da, Spotify’da, sosyal medyada… Bu erişilebilirlik içinde biz, daha nitelikli içerik sunmaya yöneldik. Belki sayımız azaldı ama programın kalitesi arttı. Önemli olan iz bırakmak, tüketilmek değil, sindirilmek.”
Yüksel bu noktada müziğin, tıpkı toplumlar gibi değişken ve dönüşen bir yapı olduğunu da vurguladı:
“Klasik müzik bile günümüzde DJ’ler tarafından etkileniyor. Artık hibrit yorumlar gelişiyor. Hızlı tüketiyoruz ama yine de yaratıcıyız. Buradaki asıl mesele şu: Kendimize gerçekten ne kadar zaman ayırabiliyoruz? Sanat, bunun da cevabını arıyor.”
YETENEKLERE KAPI AÇAN FESTİVAL
Festivalin gençlere sunduğu olanaklar da oldukça dikkat çekici. Pınar Alpay Yüksel, festivalin sadece sahne gösterilerinden ibaret olmadığını, genç sanatçılara yönelik uluslararası bağlantılar kuran bir platform işlevi gördüğünü anlattı:
“Bugün birçok genç müzisyenimiz, bu festival aracılığıyla hayranı olduğu yabancı sanatçılarla tanıştı, birlikte projeler geliştirdi ve yurtdışında sahneye çıkma şansı buldu. Bu çok kıymetli. Bu yıl da Makdon Ulusal Balesi ile konservatuvar öğrencileri birebir çalışacak.”
Ayrıca, tüm konservatuvar öğrencilerinin festivali ücretsiz izleyebileceğini belirten Yüksel, bu erişimin sadece bir destek değil, aynı zamanda gençlerin sanatsal vizyonunu geliştirme fırsatı olduğunun altını çizdi.
“ANKARA’YI KEŞFETMEK İSTEYEN HER GENÇ BU FESTİVALE GELMELİ”
Pınar Alpay Yüksel, festivale katılmak için yalnızca müzik tutkunu olmanın gerekmediğini, bu etkinliğin Ankara’nın ruhunu tanımak için de bir fırsat olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Bugün bir genç, evinde oturarak da klasik müzik dinleyebilir. Ama bu festival sayesinde sadece müzik değil, Ankara’nın mimari yapısını, sanatsal havasını, tarihini de tanır. Opera binasının neden o renkte olduğunu, Resim Heykel Müzesi’ni, Tunalı Hilmi’yi bu festival sayesinde öğrenir. Bu, gençlerin Ankara’ya bakışını değiştirecek bir festival.”
ZENGİN PROGRAM, RENKLİ SAHNELER
Festivalin bu yılki programında 11’den fazla ülkenin sanatçıları sahne alacak. Hollanda’dan Orochi Ensemble, Akram Khan Modern Dans Topluluğu, flamenkonun yıldızı Aaron Vivancos, İngiltere’nin önemli piyano ikilisi Charles Owen & Katya Apekisheva, cazın güçlü sesleri Piero Odorici & Roberto Rossi Quintet, Latin Grammy ödüllü Yamandu Costa, Çekya’dan Skampa Quartet ve Yunanistan’dan Metallon Brass Ensemble gibi topluluklar Ankaralılara müzik ziyafeti sunacak.
Türkiye’den ise şef Tolga Atalay Ün, keman sanatçısı Elvin Hoxa Ganiev, Orkestra Akademik Başkent ve Semplice Quartet gibi önemli isimler sahne alacak.
AFİŞTE HEM YENİLİK HEM DE BİR GELENEK VAR
Festivalin afiş süreci de ayrı bir dikkat konusu. Pandemiden önce başlatılan yarışma usulü afiş belirleme yöntemi, bu yıl da sürdü. Türkiye genelinde iletişim tasarımı akademisyenlerinden oluşan jüri, genç tasarımcıların hazırladığı çalışmalar arasından seçim yaptı. Seçilen afiş, vakfın profesyonel tasarımcılarıyla birlikte festivalin çizgisine uygun biçimde yeniden işlendi. Böylece hem gelenek korunmuş hem de yeni nesil tasarımcılara alan açılmış oldu.
