Gezdiğim, gördüğüm, tanıdığım yerleri hesaba katıp biraz düşündüm de, bizim memleketin gençleri gerçekten çok başka! Bütün potansiyelleri ve meziyetleriyle resmen gömülü hazine!.. Yerini ve kıymetini bilmeye geldiğimizde, Türkiye her zaman sınıfta kalan…
Takip edenler bilir; çok değil kısa bir zaman önce “büyüklerimiz” (!) diye nitelenen içi geçmiş ve gafil güruhun, günümüzün gençliğini tanımlayan Z kuşağını sürekli acımasızca eleştirip, mevcut koşullarda kendileri agibi düşünmedikleri, davranmadıkları için horlamasını eleştirmiştim.
“Siz savaş görmediniz”, “ekmek kuyruğunda beklemediniz”, “çıkar telefonunu göster”, “size sunulan imkânlar bize sunulsaydı…” gibi bir dolu söyleyenin düşük zekâ seviyesini çabuk ele veren kelamlar… İnsanlık tarihinde ilerleme denilen şey sizi takip eden nesillerin sizden daha iyi şartlarda, daha müreffeh koşullarda yaşamasıdır zaten. Sırf çift basamaklı yaşlarının son yarısına, son çeyreğine yakın diye kendini en doğru, en kâmil, en haklı, en bilge sananlarınızın kafalarına kalsak, dünyada insan soyu hâlâ bizon avına çıkıyordu… Ayrıca şimdi sahip olunan iç geçirdiğiniz “o imkânlar” iyi ki sizin zamanınızda yoktu da, arada tutukluk yapsa da dünya hâlâ dönüyor. Olsaydı da bir halt edemezdiniz yine, sözüm ona bizim doğru ve verimli kullanmayı bilmediğimiz “o imkânlarla”… (!)
Bugün ülkemizde gençler, küresel çapta teknik-teknolojik olanakların gelişkinliği ve kolay erişilebilirliğine rağmen hayallerine ulaşmak için çok daha fazla engelle karşılaşıyor; çok büyük psikolojik savaşlar vermek zorunda kalıyor. Adaletsiz temeli çürütülmüş eğitim sistemi; bilimden, eleştiriden ve derinlikten uzak akademik ortamlar; liyakatsizlik ve sömürü üzerine kurulu vahşi rekabet koşulları… Şimdiki siyasi ve ekonomik buhranın yıkıcılığını eklediğimizde, Türkiye’de gençlerin geleceklerini inşa etmek için ne kadar zorlandıkları, ne kadar yalnız bırakıldığı ortada. Her şey bir tarafa, elinizi (varsa) vicdanınıza koyun, pandemi gibi kepazelikle yürütülen-yönetilen bir süreçte Z kuşağı dediğiniz bu gençler, bu çocuklar olmadık ucubeliklere direndi; evlere hapsedilip “uzaktan eğitim” denilen oksimoron bir garabete razı bırakıldı. Üstelik kimin buna olanağı varmış-yokmuş; bu süreçte eğitiminden, sosyal yaşamından, rutin gelişim sürecinden geri kalanlar için ne gibi telafi edici uygulamalar yapılabilir gibi ciddi düşünceleri, buna yönelik programlı girişimleri bile olmadı hiçbir otoritenin, ilgilinin. Hal böyleyken ne hakla, kime neyin hesabını soruyorsunuz gençliği “beceriksiz”, “başarısız”, “düşüncesiz”, “tembel” vs. diye nitelerken?
TV veya elinize sonradan tutuşturulmuş tablet-akıllı telefonlar başında yayıldığınız pofuduk berjerinizden apolitik ve aymaz olmakla itham ettiğiniz o Z kuşağı gençler bugün sokaklarda; hem ülke, hem siz, hem de kendileri için yapılan haksızlıklara artık yeter diyor. Ve o “duyarsız” gençler bunu, neslinize mensup olup tapındığınız, akil gördüğünüz siyasetçiler ikbal ve koltuk kovalamaktan önünü göremezken, seneler boyu her anlamda yalnız bırakılıp unutuldukları halde yapıyor. Z kuşağı diye itip kaktıklarınız ülkede kutuplaşmanın, popülizmin, liyakatsizliğin, hukuksuzluğun her geçen gün büyüyüp bugün şahikasına vardığı zifiri karanlık bir iklimde doğdu ve büyüdü. Buna rağmen her biri güneşi içmiş, meydanlarda ışıl ışıl, kendi başlarına akıllı ve bilinçli, bu ülkenin hakkını, hukukunu, geleceğini savunuyor. Hiç kusura bakmayın ama, kesinlikle sizin yaşınızdan, başınızdan, inandıklarınızdan çok daha büyük bir saygıyı hak ediyorlar.
Kabul edin artık millet; bu ülkenin gençleri size hiçbir şey borçlu değil. Fakat sizler onlara layık oldukları aydınlık, çağdaş ve güvenli geleceği sağlamak konusunda borçlusunuz. Faiziyle birlikte öyle böyle birikmiş bir borç değil bu, yaşam borcu… Yarın bir gün bugünleri ve birikmiş borçlarınızı artık vakitli ödemeyi unutmayın.
