Rusya-Ukrayna barışında kritik anlar

Riyad’da yapılan Ukrayna barış görüşmeleri, dünyanın siyasi geleceği açısından önemli bir dönemeç olabilir. Fehmi Ağca, bu görüşmelerin sonunda Ukrayna’nın da dahil olduğu kalıcı bir barış antlaşmasının imzalanabileceğini ifade ediyor.
Ukrayna’da barışa dair umutlar, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da yapılan görüşmelerle yeniden yeşermeye başladı. Barış süreci, Rusya ve Ukrayna’nın yanı sıra küresel güçlerin de odaklandığı bir mesele haline gelmiş durumda. ABD, bu toplantılardan somut bir ilerleme beklerken, Kremlin, barışın sağlanmasında hala uzun bir yol olduğunu savunuyor. Siyaset Bilimci Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, bu sürecin sadece Ukrayna’nın geleceği açısından değil, dünya düzeninin yeniden şekillendirilmesi açısından da kritik olduğunu vurguluyor. Ağca, özellikle ABD’nin Çin’e karşı daha etkili bir strateji izlemek adına Rusya-Ukrayna barış antlaşmasının kısa sürede yapılması gerektiğini belirtiyor. Bu bağlamda, Riyad’daki görüşmelerin sonunda Ukrayna’nın da dahil olduğu kalıcı bir barış antlaşmasının imzalanmasının mümkün olabileceği düşünülüyor. Ancak, Dr. Ağca’ya göre, barış karşıtı bir duruş sergileyen Avrupa’nın bu görüşmelerde etkin bir rol oynaması beklenmiyor. Tüm bu gelişmeler, Soğuk Savaş sonrası kurulan yeni dünya düzeninin artık çökmekte olduğunu ve bir değişim sürecine girildiğini gözler önüne seriyor.
Ukrayna ve Rusya arasındaki barış görüşmelerinde neler yaşanıyor?
Barış sürecine dair yapılan son toplantılar, Ukrayna-Rusya arasındaki gerilimin çözülmesi adına önemli bir dönüm noktası olabilir. Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, Şubat ayında gerçekleştirilen barış görüşmelerine Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin çağrılmamasını, ABD Başkanı Trump ile Rusya Devlet Başkanı Putin arasında yapılacak barış antlaşmasının temel koşullarında önce iki ülke arasında bir uzlaşma sağlanma isteğine bağladı. Bu durum, sürecin Rusya ve ABD’nin çıkarları doğrultusunda şekillendiğini düşündürüyor.Ancak Ağca, Ukrayna’nın bu görüşmelerde tamamen göz ardı edilmesini uluslararası ilişkilerin temel ilkelerine aykırı buluyor. Zelenski ve Ukrayna heyetinin süreçte yer almaması, barış görüşmelerinin etkinliğini sorgulatırken, aynı zamanda Ukrayna’nın bu sürecin dışında tutulmasının stratejik olarak rasyonel olmadığını vurguluyor. Bu noktada, Ukrayna’nın masada yer almasının sadece kendi çıkarları için değil, aynı zamanda uluslararası diplomasi açısından da kritik bir gereklilik olduğu ifade ediliyor.
Zelenski’nin Suudi Arabistan görüşmelerine davet edilmedi
Suudi Arabistan’da yapılan ilk barış görüşmelerine Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’nin davet edilmemesi, uluslararası alanda tartışmalara yol açtı. Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, Avrupa devletleri ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın, Ukrayna’nın katılımı olmadan barış görüşmelerinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesinin mümkün olmadığını belirttiklerine dikkat çekti.Ağca, Zelenski’nin bu görüşmelere davet edilmemesinin ardında, ABD’nin küresel çıkarlarını ön planda tutarak görüşmeleri kendi çıkarlarına göre şekillendirmeye çalıştığını ifade etti. Özellikle ABD’nin, Çin’e karşı izleyeceği politikalar çerçevesinde Rusya ile anlaşma yapmayı hedeflediği, bu nedenle Rusya lideri Putin’in desteğini kazanmak istediği vurgulandı.Putin’in dış politikadaki birinci önceliği, işgal ettiği toprakların, özellikle Kırım’ın, Rusya egemenliğine geçmesinin uluslararası bir anlaşma ile pekiştirilmesidir. Bu gelişmeler, barış görüşmelerinde Ukrayna’nın dışlanmasının ardında stratejik ve küresel güç dengelerini gözeten daha büyük bir planın yattığını düşündürüyor.
Trump’ın Zelenski’yi diktatör olarak nitelendirmesinin etkileri nelerdir?
Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, Trump’ın Zelenski’yi diktatör olarak nitelendirmesinin, Ukrayna üzerindeki politik ve psikolojik baskıları artırarak ABD’nin çıkarlarını savunacak bir anlaşmaya zorlamak amacı taşıyabileceğini belirtti. Ağca, bu açıklamanın, Ukrayna’nın değerli madenleri üzerinde ABD’nin hak sahibi olacağı bir antlaşma yapma amacını güderek Zelenski’ye baskı yapma stratejisinin bir parçası olabileceğini vurguladı.Ağca, Zelenski’nin bu tür baskılara boyun eğdiği ve medyada yer alan haberlerin de bu durumu doğruladığını ifade etti. Ayrıca, Zelenski’nin bu süreçte ABD çıkarları doğrultusunda politika izlediğini ve Rusya-Ukrayna Savaşı öncesinde bu stratejilerin planlanmış ve kamuoyuna açıklanmamış olabileceğini dile getirdi. Zelenski’nin, Ukrayna halkını yönlendirmek amacıyla seçim kampanyalarının dikkatlice kurgulandığına dikkat çekti.
ABD’nin küresel düzeydeki politikaları ve silah sanayiinin desteklenmesi gerekliliği çerçevesinde, yüzbinlerce Ukraynalı askerin hayatını kaybetmesi ve milyonlarca sivilin Avrupa’ya göç etmesi, ABD açısından fazla önemsenmemiş olabilir. Ağca, geçmişte olduğu gibi bu yaklaşımın gelecekte de devam edebileceği konusunda uyardı.
Bir diğer önemli gelişme ise ABD’nin, Ukrayna’nın NATO üyesi olamayacağına dair açıklamaları oldu. Bu açıklamalar, Zelenski’nin “Ukrayna NATO üyesi olursa görevimi bırakırım” söylemini tamamen etkisiz hale getirdi. Dr. Ağca, Rusya’nın Ukrayna’ya saldırmasının en büyük nedenlerinden birinin Avrupa’nın Ukrayna’yı NATO’ya alma isteği olduğunu belirtti. Bu ihtimalin, kalıcı bir barışın sağlanmasını engelleyebileceği konusunda da uyarılarda bulundu.
Rusya-Ukrayna savaşında barış yakın mı?
Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, ABD’nin Çin’e karşı daha etkili bir strateji geliştirebilmesi adına, Rusya-Ukrayna barış antlaşmasının mümkün olan en kısa sürede imzalanmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Bazı Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerinin liderlerinin aksine, Rusya ve Ukrayna halklarının da barıştan yana olduğu göz önünde bulundurulduğunda, yakın gelecekte barış antlaşmasının imzalanmasının olası olduğunu belirtti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Savaşın kazananı, barışın kaybedeni olmaz” sözlerine atıfta bulunan Dr. Ağca, barışın her iki taraf için de önemli bir çıkış yolu olduğunu ve bu sürecin hızlanmasının bölgedeki dengeyi olumlu yönde etkileyeceğini ifade etti.
Riyad’da devam eden görüşmeler ne getirecek?
Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşı sona erdirmek için Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da düzenlenen toplantılar, önemli uluslararası gelişmelere sahne oluyor. Bu görüşmeleri değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, birkaç önemli noktaya değindi.Dr. Ağca, ABD’deki Trump-Zelenski gerilimlerinin ardından, Zelenski’nin ABD ile değerli madenlere ilişkin bir anlaşma imzalamadan ayrılması ve sonrasında İngiltere’deki Ukrayna ile dayanışma toplantısında Avrupalı liderlerin Zelenski’ye verdiği desteğin, uluslararası kamuoyunda yanlış bir algıya yol açtığını belirtti. Ancak hemen ardından Zelenski’nin Trump’tan özür dileyip, değerli madenlerle ilgili anlaşmayı imzalamaya hazır olduğunu açıklamasının, Avrupalı devletlerin Ukrayna’ya yeterli destek veremeyeceğini ortaya koyduğunu ifade etti.
Dr. Ağca, ABD’nin silah desteği olmadan Ukrayna’nın Rusya’ya karşı savaşı sürdürmesinin imkansız olduğunu vurguladı. Ayrıca, AB’nin önümüzdeki dört yıl içinde, üye devletlerin savunma ve güvenlik harcamalarını artırarak 800 milyar euro silahlanma bütçesi ayırma açıklamasının, Avrupa’nın Ukrayna’ya şu an yeterli silah ve mühimmat desteği sağlama kapasitesinin olmadığını gösterdiğini söyledi. Bu bağlamda, Riyad’daki görüşmelerin, savaşın sona ermesi için kritik bir aşama olabileceği ifade ediliyor.
ABD’nin bütün çabası küresel ölçekte ekonomik çıkarlarını koruma üzerine mi?
Riyad’daki görüşmeleri değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Fehmi Ağca, ABD ve Rusya heyetleri arasında süren görüşmelerin, Rusya ve Ukrayna arasında kalıcı bir barış antlaşmasının esaslarını belirlemeye yönelik önemli bir çaba olduğunu belirtti. Dr. Ağca, bu görüşmelerin nihai aşamasında Ukrayna’nın da yer alacağı bir barış antlaşmasının imzalanabileceğini ifade etti. Ancak Avrupa’nın barış karşıtı tutumunun, bu süreçte etkin bir aktör olamayacağını ve barış görüşmelerinde güçlü bir etkisi olamayacağını vurguladı.Dr. Ağca, Rusya’nın çıkarları doğrultusunda yapılacak kalıcı bir barış antlaşmasının, BM Sözleşmesi’nde yer alan “sınırların kuvvet kullanılarak değiştirilemeyeceği” ilkesine aykırı olabileceğine dikkat çekti. Bu gelişmelerin, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan Yeni Dünya Düzeni’nin çökme noktasına geldiğini ve yeni bir dünya düzeninin kurulması gerektiğini gösterdiğini belirtti.Son olarak, Dr. Ağca, ABD’nin küresel ölçekteki ekonomik çıkarlarını korumak adına hegemon ülke konumunu sürdürmeye çaba gösterdiğini ve bu bağlamda, Rusya ile uzlaşarak asıl rakibi Çin’in yükselişini engellemeye çalıştığını ifade etti.