Endişeliyiz

Zaman zaman gazete sütunlarına, televizyon haberlerine yansıyor. Ne kadar mutluyuz, gelecekten beklentilerimiz nedir, gibi anket sorularına muhatap oluyoruz. Bunlardan birini de yerel seçimlerin yapılmasına az bir süre kala Ipsos Araştırma Kuruluşu yaptı. Ipsos’un anketinden dikkat çeken sonuçlar çıktı.
En çok üzerinde tartışılanı ise, katılımcıların yüzde 73’ünün “Türkiye’de işlerin yanlış istikamette yol aldığını” dile getirdiği cevap oldu. En çok kaygı duyulan konu enflasyon olurken, onu yoksulluk, sosyal adaletsizlik ve suç oranlarının artışı takip etti. Yüzde 74’lük kesim ise ekonomideki gidişatın kötü olduğunu dile getirdi.Araştırma şirketi Ipsos’un, 29 ülkede gerçekleştirilen ve yaklaşık olarak 25 bin kişinin katıldığı “Dünyayı neler endişelendiriyor?”anketindeki veriler işte bu eğilimi ortaya koyuyor. 26 Ocak-9 Şubat tarihleri arasında yapılan çalışmada “Türkiye’de işler iyiye mi gidiyor, yoksa yanlış istikamette mi yol alınıyor?” sorusuna katılımcıların yüzde 73’ü “Yanlış istikamette yol alınıyor” cevabını vermesi de endişelerin yerinde olduğunu gösteriyor.Diğer değerlendirmelerde şöyle: – Vatandaşların yüzde 50’si en çok enflasyondan kaygı duyduğunu dile getirmiş. – Listenin ikinci sırasında yüzde 30’la yoksulluk ve sosyal adaletsizlik yer almış.- Türkiye’de artan suç ve şiddetten kaygı duyduğunu kaydedenlerin oranı yüzde 22 olmuş.- Bunu işsizlik, mali ve siyasi yolsuzluk takip etmiş. – Toplumun yalnızca yüzde 2’lik kesim “diğer ülkelerle askeri ihtilaftan” kaygı duyduğunu belirtmiş.- Küresel ısınma konusunda endişeli olanların oranı Türkiye’de sadece yüzde 5 iken, bu oran Avrupa ülkelerinde genelde daha yüksek çıkmış.- Terör konusunda endişeli olanların oranı yüzde 20 olarak tespit edilmiş.Şimdi her şeyin çok iyi gittiğini iddia edenlere bir kez daha sormak istiyoruz. Mademki her şey iyi gidiyor, neden vatandaşlarımızın yüzde 73’ü geleceğinden endişe duyuyor ?Bu soruya net bir cevap verebildiğimiz de, iyileşme yolunda olumlu adımlar atıyor olacağız. Aksi halde, ortada sadece top çeviren, günü kurtarmaya çalışan bürokratların varlığından söz edebiliriz.Ülkemizin gerek ekonomik, gerekse sosyal çok büyük sorunları var. Bugün geleceğine ilişkin endişe duyanların önemli bir kısmı, işsizlikten, ülkemizi adeta işgal eden göçmenlerden, sığınmacılardan ya da mültecilerden yana sıkıntılı olduklarını belirtiyorlar. Yıllardır bir beka sorunu olarak gördüğümüz dış tehditler ve terör konusu vatandaşların gündeminde alt sıralarda yer alıyor. Bugün her evde en az bir gencimiz işsiz ve eli ekmek tutacak yaşta olmasına karşın, ana-baba eline bakıyor. Ülkemizde en zengin ile en yoksul arasındaki uçurum her geçen gün biraz daha artıyor. Ülkenin yüzde 80’i, yüzde 20’nin sürdürdüğü hayatı devam ettirmesi için çalışıyor. Sayıları 16 milyonu bulan emeklilerin 10 milyonu, asgari emekli maaşı olan 10 bin lirayla geçinmek için çabalıyor. Bugün, ucuz et ve ekmek kuyruğunda olanların yüzde 95’ini bu kesim oluşturuyor. Çalışan nüfusun yüzde 60’ına yakını asgari ücret ya da ona komşu ücretlerle hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Okullara giden milyonlarca çocuğumuzun beslenme çantasında sadece musluktan doldurulmuş bir pet şişe su var. Şanslı olan iki dilim ekmek, biraz daha şanslı olanı da bir meyve koyabiliyor çantasına.İşsizlerimizin, özellikle genç işsizlerimizin sayısı gerçekten ürkütücü boyutlara ulaşmış durumda. Eğitimini aldığı iş yerine, “ ne iş olursa yaparım” a evrilen bir istihdam yapısına sahibiz. Üniversite mezunu kasiyerimiz, reyon görevlimiz, kargocumuz, kuryemiz ve inşaatlarda amele olarak çalışan gençlerimizin olduğu bir ülkedeyiz.Türkiye aslında zengin bir ülke. Nitekim yapılanlara baktığımızda heba edilen kaynaklarımızı gördüğümüzde zenginliğimizin de farkına varıyoruz. Bu ülkede, geçmediğimiz yola, köprüye ve tünele, uçmadığımız havaalanına, gitmediğimiz hastaneleri yapan müteahhitlere avuç avuç para ödüyoruz. Oysa; bu adamlara ödediğimiz paraların birkaç yıllık kısmıyla, öz kaynaklarımızla, bu projeleri hayata geçirip, vatandaşlarımıza daha iyi şartlar altında hizmet verebilirdik. Bu mümkünken ülkemizi, her yıl artan, yıllar boyunca ödenecek külfetin altına sokmak hangi mantığa sığıyor bilemiyoruz.İnanın örnekleri çoğaltmak, değil bu sütunu, bu sayfayı, tüm gazeteyi böyle kötü ve hatalı örneklerle doldurmak işten bile değil. Nitekim, bu gidişatı gören vatandaşlarımızda, ankete verdikleri cevaplarda bunu büyük bir farkla belirtmişler. Daha ne söyleyelim ki!